İÇECEKLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İÇECEKLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ağustos 2009 Salı

KONSANTRE KAYISI NEKTARI



Malzemeler:
*2 kg kayısı
*1 bardak su
*3 su bardağı toz şeker (miktarını kendi isteğinize göre ayarlayabilirsiniz)

Hazırlanması:
1-2 kg kayısıyı yıkayıp, çekirdeklerini ayıkladıktan sonra tencereye koyarak, üzerlerine 1 bardak su ekleyin, orta hararetli ateşte kaynamaya bırakın.
2-Kayısılar iyice ezildikten sonra 3 su bardağı toz şekeri de ilave edip süzgeçten geçirin, şişelere boşaltın.
3-Servis yapacağınız zaman bir bardağa iki parmak kadar konsantre nektar koyup üzerini suyla tamamlayın.
NOT:Kayısıları yıkayıp, çekirdeklerini ayıkladıktan sonra buzdolabı poşetlerine koyarak dipfrize yerleştirebiliriz. Böylece kış boyunca taze kayısılardan içecek hazırlayabiliriz.

KONSANTRE VİŞNE SUYU


Malzemeler:
*1.5 kg vişne
*1.5 kg toz şeker

Hazırlanması:
1-Yıkanan vişneleri tencereye bir kat vişne, bir kat toz şeker olacak şekilde koyarak 24 saat bekletin. Süre sonunda şeker tamamen erir.
2-Vişneleri ile birlikte kevgirden geçirin, şişelere boşaltın.
3-Servis yapacağınız zaman bir bardağa iki parmak kadar konsantre vişne suyu koyup üzerini suyla tamamlayın.

NOT:
*Vişnenin çekirdeğinde çok hoş bir aroma bulunmaktadır. Meyve suyu yapılan büyük işletmelerde vişnelerin suyunun sıkılması sırasında bir miktar vişne çekirdeği kırılarak, çekirdekte bulunan aromanın meyve suyuna geçmesi sağlanır.
*Vişnelerin çekirdekleri ile beraber bekletmesi ve süzme işlemi sırasında çekirdekte bulunan bu aroma meyve suyuna geçmektedir.

ERİK SUYU


Malzemeler:
*1 kg erik
*1,5 l su
*2 su bardağı toz şeker (miktarını kendi isteğinize göre ayarlayabilirsiniz)

Hazırlanması:
1- Erikleri yıkayıp tencereye alarak üzerlerine su ve şekeri ekleyin, orta hararetli ateşte kaynamaya bırakın.
2-Erikler iyice ezilip, kabukları ayrıldıktan sonra ocağın altını kapatıp soğumaya bırakın.
3-Soğuduktan sonra süzgeçten geçirin, şişelere boşaltın. Soğuk olarak servis yapın.

30 Haziran 2009 Salı

KOLAY LİMONATA YAPIMI




Malzemeler
*5 adet limon
*1 su bardağı şeker
*6 su bardağı su
*1-2 dal taze nane

Yapılışı:
*Limonları yıkadıktan sonra küçük parçalar halinde keserek rondoya koyun, üzerine nane yapraklarını ve şekeri ilave ederek rondodan geçirin.
*Elde ettiğiniz karışımı bir sürahiye boşaltarak üzerine suyu da ilave ettikten sonra bir gece buzdolabında bekletin. Bu süre içerisinde limonun aroması suya geçecektir.
*Beklettikten sonra İnce telli bir süzgeç yada mutfak tülbenti ile karışımı süzerek sürahiye doldurun. İsteğe bağlı olarak su ve şeker miktarını arttırabilirsiniz.

10 Haziran 2009 Çarşamba

TÜRK KAHVESİ



Taze kavrulmuş ve öğütülmüş kahve ile yapılan Türk kahvesinin tadına, kahve eşliğinde sohbete, birde bileni bulduğunuzda kahve falı baktırmaya doyum olmaz.


Arkadaşım Mine ve ben Türk Kahvesini çok sever, fırsat buldukça kilolarımıza aldırmadan lokum veya çikolata ile içmeye çalışırız. Yine bir öğlen yemeği sonrası; bize ikram edilmeyip kokusunu duyduğumuz kahveyi, haliç kıyısında denize karşı oturup yudumladık.

Ne demişler; GÖNÜL NE KAHVE İSTER, NE KAHVEHANE; GÖNÜL MUHABBET İSTER, KAHVE BAHANE……


Yudumlayacağınız Türk kahvesinin kalitesini neler belirler:
*Kahve tohumunun ürün kalitesi
*Özel kaplarda kahve çekirdeklerinin hava, ışık ve nemden korunması
*Kavurma süresi
*Kahveyi öğütme süresi
*Öğütülen kahveyi doğru saklama koşulları
*Pişirme kaplarının temizliği
*Kullanılacak suyun kalitesi







Bol Köpüklü Orta Şekerli Türk Kahvesi Nasıl Yapılır :
1-Cezvenin içerisine her fincan kahve için bir fincan soğuk şişe suyu ( iyi kalitede) koyun
2-Her fincan kahve için 1 tatlı kaşığı kahve ve 1adet küp şeker atın. (şekeri isteğe bağlı olarak arttırabilir ya da azaltabilirsiniz)
3-İyice karıştırdıktan sonra cezveyi kısık ateşe yerleştirin, karıştımadan kaynamaya başlayınca üstte oluşan köpüğü fincanlara dağıtın, yeniden kaynatın ve kalan kahveyi fincanlara dökün.( Çok fazla kaynatmayın kahvenizin acılaşmasına sebep olur)



NOT: Anneannemin ocakta kavurduktan sonra küçük el değirmeninde çektiği kahvenin kokusunu hala unutamam. Ancak; öğütmek zahmetli ve dikkat gerektiren bir iştir.Çok ince öğütülmüş kahve tadında acılığa, çok kalın öğütülmüş çekirdekler ise kahvenizin kıvamının fazla sulu olmasına yol açar.



Bu nedenle sürekli taze çekilmiş kahve bulunan mis gibi kahve kokularının yayıldığı Eminönü Kuru Kahveci Mehmet Efendi ve Kahve Dünyası’nın kahvesini kullanmanızı tavsiye ederim.

SICAK YAZ GÜNLERİ İÇİN KÖPÜKLÜ BUZLU KAHVE tarifini yakında ekleyeceğim.

Kahvenizin Muhafaza Koşulları:

*Kahvenizi paketini açtıktan sonra iki hafta içinde tüketmeniz ve bu süre içinde serin, karanlık ortamda, hava almayan bir kapta saklamanız önerilir.
*İki haftayı geçen kahvenizi küçük ve hava almayan bir kap içinde dondurucuda saklayın. Ancak dondurucudan çıkardıktan sonra kahveyi geri koymayın; çünkü biriken nem, lezzet kaybını hızlandırır.
*Öğütülmemiş kahve çekirdeklerinin tadı, öğütülmüş kahveden çok daha uzun ömürlü olur, çünkü havayla temas eden kısmı çok daha azdır.
*Taze kahvenin tadını alabilmek için kahvenizi hazırlamadan hemen önce öğütün.

Kahvenin Vücuda Etkileri: Kahve içerdiği kafein maddesinin uyarıcı niteliği yüzünden dikkat artırıcı ve sinir sistemini harekete geçiren özelliğe sahiptir. Ağrı kesicilerin etkisini %40 artırmaktadır.


Kahvenin Ortaya Çıkış Öyküsü:
Kahve ağacının ilk bulunduğu yer olan Habeşistan'ın Kaffa yöresinin Arapça karşılığı "qahwah " dır. Bu Türkçe'de "kahve"ye dönüşmüş, buradan da Avrupa'da café, caffe, koffie, coffee, koffie, Kaffee şekline gelmiştir.
Rivayete göre, 8. yüzyıl ortalarında Kaffa yaşayan Khaldi adındaki bir çobanın bir çalıya ait kırmızı meyveleri yemesinin ardından hayvanlarının daha hareketli oldukları dikkatini çekmiş ve kendisi de bu meyveyi denemiştir. Verdiği hissi ve keyfi sevince diğerlerine de haber vermiş ve kahve bugünlere kadar gelmiş.
Araplar bugün bilinen kahveyi henüz tanımıyorken kelime keyif veren içki, şarap anlamında kullanmaktaydı. Bugünkü anlamını 14. yüzyılda kazanmaya başlamıştır.

29 Mayıs 2009 Cuma

KARADUT ŞURUBU


Dut ağacından beslenen zararlı böcek olmadığı için herhangi bir tarım ilacı da kullanılmaması nedeni ile dut dünyanın en ekolojik ürünlerinden biri olarak sayılıyor.
Kalsiyum, demir, B1, B2 ve C vitamini yönünden zengin olan dutun birçok hastalığa iyi geldiği, karaduttan elde edilen şurubun ise ağız ve boğaz hastalıklarında olumlu etkiye sahip olduğu biliniyor.
Kaynak: http://www.tarimsalbilgi.org/

BİR EFSANE ……….KARADUTUN AŞKI
Bir zamanlar birbirlerine aşık iki genç vardı. Kızın adı Tispe, delikanlının ki ise Piremus idi. Birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine karşı aşk beslerlerdi. Fakat aileleri görüşmelerini istemezdi.Bir gece ormandaki ağacın altında buluşmaya karar verdiler. Tispe ağaca Piremus’dan önce varmıştı. Gittiğinde avını yeni yemiş ağzından kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karşıya geldi. Korkarak mağaraya doğru koşmaya başladı. Farkında olmadan yolda boynundaki eşarbını düşürmüştü. O sırada Piremus geldi gördükleri karşısında donup kalmıştı. Kocaman aslanın ağzında kanlarla birlikte biricik sevgilisi Tispe’nin eşarbını parçalıyordu. O an aklına gelen ilk ve tek şey aslanın Tispe’yi öldürerek yediğiydi. Tispesiz yaşayamazdı. Aklından geçen sadece aşkı uğruna canına kıymaktı. Belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. Kanlar içinde cansız bedeni yere düştü.Tispe ise korkusunu bir kenara atıp bir an önce aşkını görmek için mağaradan çıkmaya karar vermişti. Ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle yüzleşti. Piremus’un cansız vücudu yerdeydi ve elinde Tispe’nin düşürdüğü eşarbını tutuyordu. İlk önce genç kız olanlar karşısında ağlamaktan hiçbir şeyi anlayamamıştı. Ama eşarbı ve uzaklaşan aslanı görünce anladı. Bir an ve mağarada düşündüğü o korkunç şey başına gelmişti. Ve onun öldüğünü düşünen Piremus aşkı uğruna canına kıymıştı. Tispe bir an bile düşünmeden hançeri aldı ve göğsüne sapladı. Birden vücudu Piremusun bedeninin üstüne yığıldı. O anda tanrılar bu yüce aşkı ölümsüzleştirmek istediler ve bu çiftin üstünde duran ağacı bunların aşkına adadılar. Piremus’un kanını bu ağacın meyvelerine, Tispe’nin gözyaslarını ise ağacın yapraklarına verdiler. O günden beri karadut ağacının meyvesinin çıkmayan lekesini, (Piremus’un kan lekesini), dut ağacının yaprakları, (Tispe’nin gözyasları) temizler. Bilirmisiniz dut ağacının meyvesinin lekesi çıkmaz ama elinize ağacın yaprağını alır ovuşturursanız lekenin gittiğini göreceksiniz.


KARADUT ŞURUBU

Malzeme:
* 1 kg ekşi karadut
* 1,5 kg toz şeker
* Eğer karadut tatlı ise şuruba 50gr limon tuzu ilave edilir.

Yapılışı:
*Karadutun saplarını ayıklanıp temizleyin, bol suda zedelemeden yıkayın ve süzgece koyun.
*Suyu süzülmüş karaduta toz şekeri ilave edin, yoğurun ve şekerin erimesi için yaklaşık 10 saat bekletin.
*İnce delikli süzgeçten geçirerek süzün.
*Geri kalan posaya da yarım su bardağı su katarak tekrar yoğurun ve süzgeçten geçirin.
*Şurubu şişelere doldurun ve buzdolabında saklayın.
*Konsantre olarak hazırlanan bu şurubu ikram ederken, beşte biri şurup olmak üzere sulandırın.

19 Şubat 2009 Perşembe

Salep, Kış Hastalıklarına Karşı Dostunuz


Real Age’in internet sitesine konuk olan üniversiteden hocam Prof. Dr. Utku Çopur’un röportajına yer vermek istiyorum;

Uludağ Üniversitesi (UÜ) Gıda Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Utku Çopur, dondurma üretiminin yanı sıra soğuk kış günlerinde tüketilen ve yüzyıllardır kullanılan bir içecek olan salebin, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde doğal olarak yetişen bazı orkidelerin yumrularından elde edildiğini belirtti.Salebin, soğuk günlerde vücudu sıcak tutan, soğuk algınlığına karşı direnç veren, özellikle sütle hazırlandığında besleyici, geleneksel bir içecek olduğunu ifade eden Çopur, salebin kronik ishali kesici etkisinin bulunduğunu vurguladı.Çopur, salebin yapıldığı orkide yumrularının içinde bulunan bazı maddelerin, boşaltım sistemi hastalıklarında tedavi edici özelliği bulunduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:“Salebin bağırsak rahatsızlıklarına, soğuk algınlıklarına ve öksürüğe karşı etkileri halk arasında çok eski dönemlerden beri bilinmekte ve bu içecek yaygın olarak kullanılmaktadır. Türklerin saleple tanışması çok eski dönemlere rastlamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde padişahlar için hazırlanan kuvvet macunlarına zencefil, kişniş, sinameki, çörekotu, Hindistan cevizi, anason gibi birçok şifalı bitkinin yanı sıra salep de eklenmekteydi. Yine o dönemde kış aylarında sokaklarda güğümlerle salep satılmakta, büyük ve kulpsuz porselen fincanlarda salep içilmekteydi.”

“1 KİLO KURU SALEP İÇİN 2 BİN 600 ORKİDE”
Prof. Dr. Çopur, botanik uzmanlarının, dünya tıbbi bitki ticareti sıralamasında 3. sırada bulunan Türkiye’de, salebin, doğal ortamlarının tahrip edilmesi ve aşırı söküm yüzünden yok olmaya başladığını belirttiklerini dile getirerek, 1 kilogram kuru salep elde edebilmek için ortalama 2 bin 600 civarında orkideye ihtiyaç olduğuna işaret etti.Türkiye’de yılda 30 milyon civarında, 40 farklı orkide türü yumrusunun toplandığının tahmin edildiğine değinen Çopur, şunları kaydetti: “Bu nedenle Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından salep ihracatı yasaklanmıştır. Eğer, alternatif çözümler üretilmezse salep orkideleri, aşırı söküme bağlı olarak yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Salep orkidelerinin doğal çevrelerinde bollaştırılması ve uzun vadede bu orkidelerin korunması, sorunun çözümüne katkıda bulunacaktır. Bazı türlerinin yalnızca Türkiye’de yetiştiği, geleneksel içeceğimizin ham maddesini oluşturan ve ünlü Kahramanmaraş dondurmasına katılarak, esneklik ve lezzet vermesi için kullanılan, ayrıca ilaç ham maddesi olarak da yararlanılan salebin, elde edildiği bitkilerin kültüre alınıp yetiştiriciliği artırılarak yok olmasının önlenmesi, acilen ele alınması gereken bir konudur”
Kaynak:realage.com.tr

Salep Nasıl Elde Edilir: Bitki çiçekteyken, toprak altındaki yumruları toplanır. Yalnız yan yumru alınır, gövdeyi taşıyan ana yumru genellikle alınmaz. Fakat her ikisi de kullanılabilir. Yumrular kremsi, yumurta seklinde veya çatalsıdır. Toplanan yumrular suyla yıkanarak temizlenir, ipe dizilir ve su, süt veya ayran ile kaynatılır, sonra açık havada kurutulur. Kurutulan yumrular dövülerek toz edilir. Elde edilen bu toz kullanılacak hâle gelmiş olan salebi verir.



Yukarıdaki resimde Safranbolu'da yumru olarak iplere dizilmiş şekilde satılan salep yumruları görülmekte.


Özellikle Safranbolu'da doğada kendiliğinden yetişen orkide bitkisinin köklerinden yapılan salebi, Safranbolu Tarihi Arasta Çarşısında yumru ve toz halinde bulmak mümkündür.Satın aldığınız zaman yanında tarifini de veriyorlar. Fakat yumrunun öğütülmesi çok zor olduğu için toz halinde olanı tercih edin derim.
Salep alırken mutlaka gerçek olup olmadığını sorun çünkü gerçek salepten hazırlanan salebi içtiğinizde lezzetinin çok daha farklı olduğunu göreceksiniz.




Salebin Yapılışı:1lt soğuk süte 2 tatlı kaşığı salep ve 3 çorba kaşığı şeker ilave edilerek hazırlanan karışım, ocakta sürekli karıştırılarak kaynatılır.Kaynadıktan sonra tarçın ile beraber servis yapılır.


12 Şubat 2009 Perşembe

EVDE BOZA YAPIMI


Sizlere ilk olarak soğuk kış günlerinde besin değeri yönünden zengin, insan metabolizması üzerinde oldukça faydalı, geleneksel bir içeceğimiz olan boza’nın tarihçesi ile beslenmemizdeki öneminden bahsetmek sonra yapılış tekniklerini anlatmak istiyorum.

Kış gecelerinde hepimizin duymaya alışık olduğu ‘bozaaaaa’ sesi bana hep küçüklüğümü anımsatır. Evimizde annem ve teyzem tarafından kış boyunca boza yapılırdı.
Ayrıca ; mezun olduğum Uludağ Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünde de her yıl geleneksel boza günü yapılır, zevkli bir çalışmanın ardından üretilen boza keyifle içilir.

Boza Nedir? :
Geleneksel bir ürünümüz olan ve üretimi 9000 yıl öncesine dayanan boza; yabancı maddelerinden temizlenmiş darı, pirinç, buğday, mısır vb. hububatın kırma veya unlarından biri veya birkaçına içme suyu katılarak pişirilmesi ve beyaz şeker ilave edilerek tekniğine uygun olarak alkol ve laktik asit fermentasyonlarına tabi tutulması ile hazırlanan bir mamul olarak tanımlamaktadır. Boza, çeşitli ülkelerde farklı tad ve yöntemlerle üretilmektedir.

Bozanın Tarihçesi :
Bozanın tarihçesini araştırdığımızda karşımıza aşağıdaki bilgiler çıkmaktadır;
M.Ö. 401 yılında Xenophon, Doğu Anadolu' da boza yapılmış, hazırlandıktan sonra çömlekçi çamurundan yapılmış ve yere gömülü kaplara konulmuştur. Kaşgarlı Mahmut, Divan-ü Lûgat-it Türk' te Karahanlıların bozaya "buhoun" dediklerini ve bunu darıdan ürettiklerini belirtmiştir. Orta Asya' da Türkler bozayı çok eski zamanlardan beri bilip, içmişlerdir. Türkler Orta Asya' dan çeşitli yerlere göç ettikleri ve daha sonra Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinin genişleme tarihlerinde gittikleri yerlerin halkına boza yapmasını öğretmişler ve bugünkü coğrafi yayılışını sağlamışlardır. Selçuklular zamanında boza “bekni” adıyla anılmıştır. Boza Osmanlı döneminde en parlak yıllarını yaşamıştır. Bozacılık Osmanlı İmparatorluğunun kurulduğu yıllarda büyük kentlerin temel zanaatlarından biri haline gelmiştir. 16. yüzyıl Osmanlı kayıtlarında bozanın daha çok Edirne, Bursa, Amasya ve Mardin gibi illerimizde üretildiği belirtilmektedir. Bozanın, besleyici ve enerji verici özelliği nedeniyle orduda da tüketildiği bilinmektedir. 16. yüzyıla kadar rahatça içilen bu içeceğe II. Selim döneminde bir takım kısıtlamalar getirilmiştir. İçine afyon katılarak elde edilen "Tatar Bozası" II.Selim tarafından yasaklanmıştır. Bu yasağın o devirde yapılan bozalarda alkolün yüksek olmasından ileri gelebileceği bildirilmiştir. Osmanlı Devletinde bozahaneler meyhaneler gibi kullanıldığından dolayı zaman zaman kapatılmışlardır. IV. Sultan Mehmet' in 1670 yılında getirdiği içki yasağı ile birlikte bozanın da keyif verici bir içecek olduğuna karar verilmiş ve bozahaneler kapatılmıştır. Evliya Çelebi 17. yüzyılda yazmış olduğu Seyahatname' sinde İstanbul' da 300, Bursa' da ise 97 adet bozahanenin bulunduğunu belirtmiştir.19. yüzyılda ekşi ve alkollü bozanın yerini, giderek tatlı Arnavut bozası almıştır. Çünkü bu boza çeşidi saray tarafından daha çok sevilmiştir. Bozanın ilk üreticileri Türkler olmakla birlikte, konunun araştırılması ülkemizde ihmal edilmiş, bu da bozayı bazı Avrupa ülkelerinin kendi ulusal ürünleri olarak tanıtmalarına olanak sağlamıştır.

Bozanın Beslenmedeki Önemi :
- Bileşiminde bulunan protein ve karbonhidratlar nedeniyle beslenmemizde önemli rolü olan boza, birçok besin öğesini içerdiğinden "sıvı ekmek" olarak da adlandırılmaktadır. Ayrıca fermentasyon sırasında oluşan CO2 ve laktik asit, bozaya aroma ve ferahlatıcı bir özellik kazandırmaktadır (Birer,1987).
- Bozanın içerdiği laktik asit nedeniyle barsak florasını düzenleyici role sahip olduğu ayrıca mide bezlerinin faaliyetine olumlu etki sağlamaktadır. (Pamir, 1961; Türker, 1974).
- Bozanın zihin açıcı ve sinirleri dinlendirici bir etkisi bulunmaktadır.( Kentel 2001)
- İçerdiği B grubu vitaminleri bozanın beslenmedeki önemini arttırmaktadır. Boza salep gibi öksürük tedavisinde kullanılmakta süt yapıcı özelliği nedeniyle hamile bayanlara ve vitamin kaynağı olarak sporculara tavsiye edilmektedir.(Anonymous 2004).
- Laktik asit bakterileri, gıda bozulması ve gıda kaynaklı hastalıklara neden olan gram (+) ve gram (-) bakterilere karşı bazı bakterisidal maddeler üretirler. Bu nedenle bazı gıdaların korunmasında katkıda bulunurlar.

Besleyici Değeri :
Besin değeri bakımından da önemli bir gıda maddesi olan boza; ortalama olarak;
%3,5 protein, %0,5 yağ, %57,5 karbonhidrat, 100 mL’de 29 mg kalsiyum, 1.3 mg demir, 97 mg fosfor, 1 mg çinko, 1 mg sodyum, 6,9 I.U. A vitamini, 0.09 mg Thiamin, 0.05 mg Riboflavin, 1.16 mg Niacin ve 1 mg kolestrol içermektedir (Anonymous, 2004). Etil alkol oranı en çok 2 (g/100g)dir.

Boza Üretim Yöntemi :
Boza üretimi; hammaddenin hazırlanması, pişirme, soğutma, süzme, şeker katma ve fermentasyon aşamalarından oluşmaktadır.
- Hammaddenin hazırlanması :İlk aşamada boza hammaddeleri kırma değirmenlerinde öğütülür. Daha sonra eleklerden geçirilerek yabancı maddelerle kavuz, kepek kısmı ayrılır. Böylece elde edilen irmik boza yapımında kullanılır.
- Pişirme: Boza önceleri bakır kazanlarda, günümüzde ise genellikle hacimleri işletmenin kapasitesine göre değişen çelik kazanlarda pişirilmektedir. Pişirme işleminde kazana önce su koyularak ısıtılmaya başlanır. Su kaynayınca hammadde katılır ve topaklanmaması, dip ve kaymak tutmaması için devamlı karıştırılır. Suya katılacak hammadde miktarı, kullanılan hammaddeye göre değişmekle birlikte genellikle 1 ton suya 150-200 kg irmik şeklinde olmaktadır. Kaynatma sırasında hammadde suyu çektiğinden kazana duruma göre sıcak su katılır. Kaynatma, kabın içindekiler homojen, parmak arasında kolayca ezilebilir ve iyice eriyebilir lapa haline gelinceye kadar devam eder. Kaynatma süresi sıcaklığa ve hammaddenin çeşidine göre 2-8 saat arasında değişir.
-Soğutma: Kaynatma işleminden sonra pişmiş hammadde soğumaya bırakılır. Bu işlem pişirme kazanında yapılacak olursa, kendi halinde soğumaya bırakılırsa uzun zaman alır. Çünkü oldukça koyu kıvamlıdır. Soğutmayı kolaylaştırmak için boza hamuru , derinliği az, geniş bir kaba veya mermerden, tahtadan veya paslanmaz çelikten yapılmış teknelere boşaltılarak, kap içine yayılır. Süzme işlemine geçmeden önce boza hamurunun tamamen soğuması gerekir. Aksi takdirde tümüyle soğumadan süzülen ham boza, dinlendirme sırasında soğumaya devam edeceğinden yüzeyde kaymak oluşur. Soğutma süresi 2-12 saat arasında değişmektedir.
-Süzme: Dinlenmiş ve soğutulmuş olan boza hamuruna yeterince su katılarak sulandırılıp, inceltilir, karıştırılır ve ezilir. Pirinçten veya paslanmaz çelik - kromdan yapılmış ve delikleri çok küçük olan eleklere aktarılır.
-Şeker katma: Laktik asit bakterilerinin ve mayaların fermentasyon yapabilmeleri için ortamda fermente olabilir şekerlerin bulunması gerekir. Bu amaçla 1 kg bozaya 150-200 g şeker ilave edilir. Kolay erimesi için toz şeker tercih edilir ve şeker partiler halinde karıştırılarak eklenir.
-Fermentasyon: Fermentasyonda maya olarak daha önceden üretilen boza kullanılır. Maya olarak katılan bozanın miktarı, bozanın tüketileceği zaman ve sıcaklığa göre değişir. En fazla %2-3 oranında katılan maya, 15-25°C' de 24 saat kadar sonra bozanın içilecek hale gelmesini sağlar.
Fermente olmuş boza sade veya toz tarçınla aromatize edilerek, çoğunlukla leblebi ile birlikte içilir
Koyu kıvamından dolayı fermentasyon sırasında oluşan CO2’ in büyük bölümü boza içinde kalır ve bu da içimi kolaylaştırıcı bir özellik verir.

Kışın soğuk günlerinde beslenmemizde bozaya da yer verelim diyerek, evimizde yapabileceğimiz şekilde boza yapımına geçiyorum. Bozayı bu şekilde yapabileceğimiz gibi mayalandırmadan önce elma suyu yada kayısı nektarı ilave ederek aromasını arttırabilir ve değişik bir lezzet elde edebiliriz.

EVDE BOZA YAPIMI


Malzemeler:
3 su bardağı bulgur
2,5-3 su bardağı şeker
1 çay bardağı boza (maya için)

Yapılışı :
1- Bulgur bir gece önceden veya 4-5 saat bol su ile bekletilir.
2-Ezilinceye kadar haşlanıp kaşık yardımı ile tel süzgeçten geçirilir.
3- 4-5 kaşık şeker ve maya olarak bir çay bardağı boza karıştırılır. Ilık bir yerde 2-3 gün mayalandırılır.
4- Mayalanma süresince sık sık karıştırılır.
5- Kokusu ve ekşiliği istenen duruma gelince şekerin tamamı karıştırılıp buzdolabında muhafaza edilir.
6- Bol bol tarçını serpin üzerine, içine isterseniz birkaç leblebi atın... Bozanızı afiyetle için!


NOT:
Boza porselen veya cam kapta mayalandırılmalı, serin bir yerde ve yine cam veya porselen kaplarda muhafaza edilerek kısa sürede tüketilmelidir.

SÜTLÜ İRMİK TATLISI

Yeni tatları denerken, klasik tatları da unutmamak gerekir. Sütlü irmik tatlısı çok eski yıllardan beri yapılan bir tatlı. Hafif ve yapımını...